Bebissohbet.Com'a Hoşgeldiniz
~Sohbet Odalarımız~
|
|
||
Savaş Hikayeleri
Kınalı Hasan
Çanakkale’de araştırmacı-yazar Salim Dağ ile beraberiz. Salim Bey’in
hazırlamış olduğu birçok kitabın konusunu Çanakkale Muharebeleri teşkil ediyor.
Edirneli bu muhterem insan, Kayseri’de de öğretmenlik yapmış. Bendeniz de
Kayserili bir eğitimci olarak Edirne’de beş yıl öğretmenlik yaptığım için ortak
taraflarımız da çoktu. Benim Çanakkale’yi gezmek gibi, onun da anlatmak gibi bir
görevi vardı. Böylece onun tatlı dilinden Çanakkale ile ilgili birkaç hatırayı
da dinleme fırsatı buldum.
Bunlardan birisi Çanakkale’de şehit olan askerlerimizden Yozgatlı Hasan’la
ilgili. Yozgatlı Hasan’ın lakabı da “Kınalı Hasan” olmuş Çanakkale’de.
Hasan, Yozgat ilinin Sorgun kazasına bağlı Kara Yakuplar köyünden… Daha
bıyıkları terlememiş bu delikanlı, kendisi gibi gencecik arkadaşları ile beraber
yayan yapıldak yürüyerek Yozgat’tan çıkıp Çanakkale’ye ulaşmışlar. Burada 64.
Piyade Alayı, 1. Tabur, 2. Bölüğe intisap edip çakı gibi Mehmetçik olmuşlar.
Zaten taburlar, alaylar Çanakkale’de eriyip bittiği için cepheye gelen
gönüllülere şiddetle ihtiyaç vardır.
İkinci bölüğün komutanı Yüzbaşı Sırrı Bey, askerlerini savaşa hazırlamak için
onların talimlerinden boş kalan istirahat anlarında onlarla tanışıp konuşmaya
başlardı. Böyle bir vakitte Yüzbaşı Sırrı Bey, Yozgatlı Hasan’la da tanıştı.
Hasan’ın başındaki kına Sırrı Bey’in dikkatini çekti. Cepheye gelen askerlerin
sağ ellerinde, sağ elinin üç parmağında ya da sağ ayağının parmaklarında kına
görmeye alışıktı Sırrı Bey ama baştaki kınayı ilk defa görüyordu. Hasan’a bunun
mânâsının ne olduğunu sorduğunda Hasan utandı, üzüldü ve dedi ki komutanına:
-Komutanım, buraya geleceğim vakit anam yaktı bu kınayı. Ben de niye diye
sormadım.
Sırrı Bey:
-Öyleyse bir mektup yaz da sor bakalım, biz de öğrenmiş olalım.
Hasan:
-Ben yazı yazmasını bilmem ki komutanım.
Sırrı Bey:
-Öyleyse sen söyle bölük yazıcısı yazsın köyüne, bakalım ne cevap gelecek?
Hasan:
-Baş üstüne komutanım.
Bir istirahat anında bölük yazıcısı Hasan’ın yanına gelir. Hasan söyler, o
yazar. Selam kelamdan sonra Hasan, bulunduğu yerin güzelliğinden, çiçeklerin
kokusundan, arkadaşlarının dostluğundan, komutanının tatlı dilinden bahsettikten
sonra, konuyu kınaya getirir.
-Anacığım, kumandanım saçımdaki kınayı sordu, ben bilemedim. Arkadaşlarımın
arasında mahcup oldum. Kardeşlerimi askere gönderirken sakın onların saçlarını
kınalama. Onlar benim gibi mahcup olmasınlar. Kınanın bir mânâsı varsa bildir de
kumandanıma söyleyeyim.
Mektup Yozgat yollarına çıkar. Cevap gelir mi gelmez mi, anasına ulaşsa okur mu,
okutur mu belli değil. Lakin Çanakkale’de sırtlan gibi saldıran düşmana karşı
koymak lazım geldiği için ihtiyat kuvvetlerinin fazla bekleyecek zamanı yoktur.
2. Bölük de savaşın en çetin alanlarında görev yapar. Bu öyle bir harptir ki,
dünyada eşi benzeri olmayan bir vahşet yaşanmaktadır. Anadolu’nun kınalı koç
yiğitleri, ellerindeki kıt imkanlarla, adeta etten bir duvar örüp düşmana geçit
vermeden namusları için, vatan için buruşmaya başlamışlardır. Bu ateş
cehenneminde nice kınalı koç yiğitlerimiz, körpecik delikanlılarımız şehit
olmakta, Avrupalının kan içen canavar makineleri, gemileri, topları Gelibolu’yu
bir kan gölüne çevirmektedir.
Aradan iki ay geçmiştir. Bir gün Yüzbaşı Sırrı Bey’in bölük karargahına birkaç
mektup ulaşmıştır. Yozgat’ın Sorgun İlçesi Kara Yakuplar köyünün köy katibi
mektubu Hasan’ın anasına ulaştırmış ve anasının söylediklerini de yazıp cepheye
yollamış. Mektup da anası şunları yazmış:
“Yavrum, Hasanım, Kınalı Kuzum,
Mektubun geldi, sanki dünyalar benim oldu. Köy katibi okudu, ben ağladım.
Kumandanını pek sevmişsin, ne güzel! O senin babının yarısıdır. Sakın ola yavrum
kumandanının emrinden çıkma, önünden aykırı geçme. Ateşe bas dese basasın
yavrum. Kars’tan, Siirt’ten, Adana’dan, Uşak’tan arkadaşların olmuş. Birbirinizi
çok sevip iyi geçinirmişsiniz. Elbette öylesi yakışır yavrum. Onlar senin dünya
ahret hakiki kardeşlerindir. Sakın onları incitme yavrum. Südümü sana helal
etmem. Kumandanın saçındaki kınayı sormuş. Bunda bilmeyecek ne varmış ki yavrum?
Bizim burada Allah için kurban seçilen koçların başını kına ile süslerler. Ben
de dört kardeşin içerisinde en çok seni sevdiğim için seni Hz. İsmail’e kardeş
seçtim. O da kurban edilmek istendiğinde kınalanmamış mıydı? Yavrum, kıyamet
günü, mahşer yerinde, o kına senin işaretin olacak, o kalabalıkta seni kolayca
bulacağım. Aha işte benim kınalı kuzum da burada deyip seni bağrına basacağım.
Anan Hatçe”
Sırrı Bey, iki gözü iki çeşme mektubu okur. Sonra posta erini çağırır.
-Şu Yozgatlı Kınalı Hasan’ı bulun bakalım. Mektubunu ona ben okuyacağım, onun
okuması yoktu.
Çok geçmez posta eri geri döner.
-Kumandanım Hasan bir hafta önce Arıburnu’ndaki şiddetli muharebede Hakk’a
yürümüş.
Sırrı Bey, orada göz yaşarı içerisinde yana yakıla bağırmaya başlar:
- Bilmeliydim, bilmeliydim. Kurbanların kınalı olması gerek. Bu yiğitlerin hepsi
de kınalı… vatana kurban seçilip gönderildiler. Bunların hepsi de kınalı kuzu,
hepsi de Hasan gibi… Bilmeliydim, bilmeliydim.
Dilimizi koruyalım,ona sahip çıkalım.
S.Burhanettin Akbas