Bebissohbet.Com'a Hoşgeldiniz
~Sohbet Odalarımız~
|
|
||
Günümüze kadar gelmemiş olan ve on iki epik hikayeden oluşan
Dede Korkut Kitabı’nın diğer adı Oğuz Destanı (Oğuzname)’dır. Kuzeydoğu
Asya’daki Göktürk Devletini oluşturan halklardan olan Oğuzlar, sonradan
güneybatıya doğru göç ederek, X. yüzyılda Maveraünnehir ve civarındaki
bozkırları yurt edinmişlerdir. Müslümanlığı kabul eden Oğuzlar, X. ve XI.
yüzyıllarda, o zaman müslüman olmayan Kıpçaklarla sürekli olarak
çarpışmışlardır. İşte Dede Korkut Kitabı, Oğuz boylarının Doğu Anadolu’da kendi
aralarındaki veya Trabzon Rumları ve Kafkas Gürcüleri ile olan savaşlarını
anlatır. Bu savaşlar, tahminlere göre, eski Oğuz Destanı’na yansımıştır.
Ozanlar olayları defalarca yeniden saz eşliğinde söyle-mişlerse de en eski
metinler kaybolmuştur. Elimizdeki metnin, Oğuzlar Ortadoğu’ya yerleştikten
sonra, Osmanlılar dev-rinde Doğu Anadolu’da Erzurum bölgesinde, XV. yüzyıl
sonunda yazıya geçirildiği tahmin ediliyor. Ve Oğuzların hükümdarı “Hanlar
Hanı” Bayındır Han, Banu Çiçek, Burla Hatun ve Selcen Hatun diğer
kahramanlardır.
Aşağıda Dede Korkut Hikayeleri özetlendirilmiştir.
Hanlar Hanı Bayındır Han, yılda bir kez şenlik düzenleyip,
bütün Oğuz beylerini konuk ederdi. Yine bir şenlik zamanı idi. Şenlikte, Han’ın
emri gereğince, oğlu ve kızı olmayanlar kara çadırda kalacak, altına kara keçe
döşenecek, kara koyun eti verilecekti.
Oğuz Hanlarından Dirse Han’ın hiç çocuğu yoktu. Bu yüzden onu kara çadıra
yerleştirdiler. Sebebini sordu. “Çocuğun olmadığı için” cevabını alınca,
yanında getirdiği kırk yiğidi ile şölen yerini terk etti. O kızgınlıkla gelip
hanımına acı sözler etti. Hanımı, “Ona büyük bir şölen tertip etmesini, açları
doyurmasını, çıplakları giydirmesini, hayır dualar almasını, bu dualar
içerisinden birisinin kabul olabileceğini” söyledi. Dirse Han, hanımının dediği
gibi yaptı.
Dualar kabul oldu. Hanımı gebe kaldı. Zamanı gelince bir erkek çocuğu doğurdu.
Çocuk büyüdü, gürbüz bir delikanlı oldu. On beş yaşına gelince, Bayındır Han’ın
yiğitleri arasına karıştı.
Bir gün arkadaşları ile otururken, Bayındır Han’ın üç kişinin sağ yanından, üç
kişinin de sol yanından, demir kazıklarla zor zaptettiği boğası, bunların
elinden kurtulup sağa sola saldırmaya başlayınca, herkes kaçmış, Dirse Han oğlu
ortada yapayalnız kalmıştı. Boğa üzerine hücum edince, yumruğu ile alnının
ortasına bir tane yerleştirdi, boğa kıç üstü yere devrildi. Kalkıp hücum etti,
akıbeti aynı oldu. Sonunda, oğlan boğayı yendi. Bıçağı ile kafasını kesti. Böyle
bir yiğitlik görülmemişti.
Dedem Korkut geldi, oğlanla beraber babasının yanına gitti, boy boyladı, soy
soyladı, oğlanın adı “Boğaç” olsun dedi.
Dirse Han, oğluna Beylik verdi, taht verdi. Ancak, Dirse Han’ın kırk yiğidi bu
durumu hazmedemediler. Baba ile oğlun arasını açmak için yalanlar, dedikodular,
asılsız haberler ürettiler. Sonunda, Dirse Han’ı oğluna düşman ettiler. Bir av
sırasında, Dirse Han, oku ile oğlunu iki kürek kemiği arasından vurdu. İçi kan
ağlaya ağlaya çadırına döndü. Hanımı, oğlum nerede diye sorunca, cevap veremedi.
O kırk hain, “Oğlun iyidir, sağdır, avdadır” deyince, annesi yanına kırk ince
belli kız alarak, oğlunu aramaya çıktı. Bu arada, Hızır gelmiş, oğlanın
yarasını sıvazlamış, “Korkma oğul, dağ çiçeği ile ananın sütü sana ilaç olacak,
iyileşeceksin” demişti.
Anası, oğlunun yanına varır, al kanlar içinde görünce, ağıta durur. Oğlan sese
uyanır ve Hızır’ın söylediklerini anlatır. Kızlar dağ çiçeği topladılar, anası
memesini üçüncü sıkmada sütü getirebildi. Süt ile çiçekleri, yarasına sürdüler.
Gizlice beyin otağının yakınlarına getirdiler.
Aradan kırk gün geçti. Oğlan iyileşti, yine aynı yiğit oldu.
Kırk hain, oğlandan korktular. Dirse Han’ı kaçırıp, gâvur ellerine götürdüler.
Anası, bütün bu olanları oğluna anlattı. Oğlan, kırk yiğidini yanına alıp,
namert kırk kişinin elinden savaşarak babasını kurtardı. Baba-oğul sarmaş dolaş
oldular. Sonra yurtlarına döndüler.
Bayındır Han, olanları duydu. Oğlana Beylik verdi, taht verdi. Dedem Korkut da
geldi, tahtının tacının ulu, ömrünün uzun, kılıcının keskin olması için dualar
etti
Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması:
Ulaş oğlu,….Bay indir Han’ın damadı, Salur Kazan ve adamları
uzak yerlere ava gitmek için yurtlarından ayrılmışlardı. Casuslar, azılı eşkıya
Şökli Melik’e haber verdiler. Şökli Melik Salur Kazan Han’ın otağına baskın
yapıp oğlu ve adamlarını esir aldılar.. Kızları koynuna aldılar. Ne varsa
yediler, içtiler, yaktılar, yıktılar.
Salur Kazan Han’ın tüm bu olanlardan haberi yoktu.
Şökli Melik ve adamları yaptıkları tüm kötülüklerle yetinmeyip, Kazan Han’ın
başında çobanlan olan sürüsünü de yok etmek için saldırdılar. Lâkin çoban yiğit
ve akıllı idi. İki kardeşi ile bütün tertibi almış idi. Sapanı ile bütün
saldırganların çoğunu telef etti. Bu arada kendi kardeşleri de şehit olmuştu….
Salur Kazan Han, o gece rüyasında bir karabasan gördü. Kara kuduz kurtlar, kara
kargalar hep hanesine saldırıyorlardı. İçi rahat etmedi. Adamlarını av yerinde
bırakıp, atına atlayıp, üç gün yol sürüp, obasına vardı. Durumu görünce, kanlı
gözyaşları döktü. Sonra da kâfirlerin peşine düştü.
Bu arada Şökli Melik, adamları ile yiyip içip, eğleniyordu. “Salur Han’ın hanımı
gelsin, bize içki sunsun” dediler. Kırk esir kıza sordular: “Burla Hanım
hanginiz?” Hepsi birden “benim” diye karşılık verince, bulamadılar. Bu sefer
oğlu Uruz’u kesip, etini kadınlara yedirmeyi, kim yemezse onun anası olduğunu
bulabileceklerini söyleyerek, işe giriştiler. Burla Hanım, bunu duydu, gelip
oğluna danıştı. Oğlu, “Ne sen söyledin, ne ben duydum, babamın namusu, benim
canımdan daha önemlidir,” dedi….Uruz’u öldürmeye geldiler.
Tam bu sırada, Salur Kazan ve Karaca Çoban, Şökli Melik’in otağına varmışlardı.
Salur Kazan Han, Şökli Melik’e seslenerek,
“Bütün aldıkların senin olsun, bana anamı ver” deyince, Şökli Melik, “ananı kara
papaza vereceğim” cevabını verdi. Bu esnada, Salur Kazan Han’ın kardeşi Kara
Göne, Deli Dündar, Kara Budak, Hemid, Şer Şemseddin, Boz Aygırlı Beyrek, Bay
Yiğenek… ve nice yiğitler yetiştiler. Yalın kılıç düşmana giriştiler. On iki bin
kâfir kılıçtan geçirildi. Beş yüz Oğuz yiğidi şehit oldu.
Salur Kazan Han, bütün sevdiklerine kavuştu…
Dedem Korkut geldi, görelim ne söyledi: “Hayır dua edeyim Han’ım. Karlı kara
dağların yıkılmasın, gölgeli kaba ağaçların kesilmesin, güzel suyun kurumasın,
her şeye gücü yeten Tanrı, seni mert olmayana muhtaç etmesin, ak boz atım
sendeletmesin, işlettiğinde kara çelik öz kılıcın körelmesin, dürtüşürken ala
mızrağın kırılmasın, ak sakallı babanın yeri cennet olsun, ak saçlı ananın yeri
cennet olsun, sonunda tertemiz imandan ayırmasın, âmin diyenler Tanrı’nın ak
yüzünü görsün, ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun: Tanrı’nın verdiği
umudun kırılmasın, derleyip toplasın, günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa yüzü
suyuna bağışlasın Han’ım hey!” Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Boyu:
Hanlar, oğulları ile birlikte Bayındır Han’ın otağında toplanmışlardı. Bunu
gören Kam Püre ağladı. Niye ağladığı sorulunca da, “Bir oğlum yok ki soyumu
devam ettirsin, Han’ıma hizmet etsin, bunun için ağlıyorum.”
Bütün Hanlar, Kam Püre için dua ettiler. Kam Püre’nin bir oğlu oldu. Bu sırada
Bay Piçen’in de bir kızı oldu. Oğlanı ve kızı beşik kertmesi yaptılar. Kam
Püre’nin oğlu, büyüdü on beş yaşında güzel bir delikanlı oldu. Adını alma
zamanı gelmişti.
Bezirganların kervanını çapulcular soymuş, bezirganbaşı canını zor kurtarmıştı.
Bezirgan başı vara vara, Kam Püre oğlunun çadırının olduğu yere kadar geldi.
Durumu anlattı. Oğlan, yanına Bezirganbaşını katıp, eşkiyalann peşine düştü. Bir
yerde onları eğlenirken yakaladı. Daldı ortalarına. Hepsini çil yavrusu gibi
dağıttı. Bütün mallan kurtardı. Bezirganbaşı ondan ne isterse almasını isteyince
bir boz aygır, bir gürz ve bir yay seçti. Bezirganbaşı onları, Karn Püre Hanın
oğluna getirdiklerini söyledi. Oğlan sesini çıkarmadı vardı babasının yanma.
Bezirganbaşı ve adamları geldiler. Oğlanı Kam Püre’nin yanında görünce çok
şaşırdılar, varıp önce onun elini öptüler. Kam Püre bu İşe çok kızdı. Lakin,
olanları anlayınca çok sevindi. Oğluna ad koyma zamanı gelmişti. Bütün beyler
toplandılar.
Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı, “Adını Bamsı Beyrek koyalım” dedi.
Hep beraber dualar edildi. Bütün Beyler ve Bamsı Beyrek, bir gün ava
çıkmışlardı. Bir Alageyiği kovalayan Bamsı Beyrek, bir kırmızı çadır gördü. “Bu
kimindir?” diye merak etti. Banu Çiçek, “Ne arıyorsun?” diye sordu. “Beşik
kertmem Banu Çiçek’i arıyorum” deyince, “Ben onun âadı-sıyım yarışta, ok atmada
ve güreşte beni yenersen ancak onu görebilirsin” dedi. Kabul etti. Bamsı Beyrek
kızı yendi. Kız dedi ki “Banu Çiçek benim.” Oğlan parmağındaki yüzüğü çıkarıp,
kızın parmağına takarak nişanı yaptı. Sonra vardı babasının otağına olanları
anlattı.
Lakin, kızın abisi Deli Karçar, kardeşini isteyeni öldürmekle ün yapmıştı. Bu
işe bir çare düşündüler. Dedem Korkut’u bu işi çözmesi için görevlendirdiler.
Dedem Korkut yollara düştü. Vara vara, Deli Karçar’m yol üstündeki otağına
geldi. Dileğini söyledi. Deli Karçar çok kızdı. Kılıcını çıkarıp Dedem Korkut’a
vurmak için kaldırdı. Dedem Korkut “Elin kurusun” diye beddua edince, eli
kurudu. Bu sefer Dedem Korkut’a yalvar yakar oldu. Dedem Korkut, dua etti eli
eski haline döndü…Bu sefer de Deli Karçar, kızı vermek için bin at, bin deve,
bin koç, bin kulaksız köpek, bin pire istedi. Dedem Korkut geldi, Kan Püre’ye
söyledi. Hepsini tamam ettiler. Dedem Korkut bunları alıp, Deli Karçar’m yanma
vardı. Deli Karçar’a oyun edip, pirelerin içine koydu. Deli Karçar, yalvar yakar
olunca, onu saldı.
Uzatmayalım, düğün oldu. Ancak, gece yarısı, Bamsı Beyrek uykuda iken, Banu
Çiçek’te gözü olan Bayburt Hisarı Beyi saldırıp, Bamsı Beyrek ile otuz dokuz
yoldaşını esir aldı.
Han Beyrek, Deli Dündar, bütün Oğuz Beyleri karalar bağladılar. Bunu işiten,
bütün eş, dost, yaran hep karalar giydiler…Bamsı Beyrek’in izi bir türlü
bulunamadı…Aradan on altı yıl geçti.. Yalancı Yartaçuk, Bamsı Beyrek’in
kendisine hediye ettiği gömleği, kana bulayıp, babasına götürdü. Onları,
oğullarının öldüğüne İnandırdı. Arkasından Banu Çiçek ile evlendi….
Bir gün, Bamsı Beyrek’in babasından öğütlü olan bezirgan-;Iar, Bayburt Hisarı’na
uğradılar. Baktılar ki, şölen var. Bamsı Beyrek’e de kopuz çaldırıyorlardı.
Bamsı Beyrek, bezirganları tanıdı. Onlarla şair dilinde konuşarak, bütün
sevdiklerinin sağ olduğunu, Banu Çiçek’in ise Yalancı Yartaçuk ile sözlendiğini
Öğrendi. Hem kendisi, hem de otuz dokuz yoldaşı ağlaya ağlaya bir hal oldular.
Bayburt Hisan’nın, Bamsı Beyrek’e aşık olan kızı olanları öğrenince, Bamsı
Beyrek’in kaçmasına yardım etti. Yolda atını bulup bindi. Tam da, Banu Çiçek ile
Yartaçuk’un düğün şöleni olurken, yurduna vardı. Fakir bir aşık kılığında idi.
Kızlar, acıyıp karnını doyurdular. Kılığı düzelsin diye verdikleri Bamsı
Beyrek’in kaftanını, aşık giyince hemen tanır oldular. Bamsı Beyrek, kaftanı
giymekten vazgeçti. Eski elbiselerle düğünün içine girdi. Ok atışıyorlardı. Aldı
Yartaçuk’un yayını, bir çekmede parça parça etti. Bamsı Beyrek’in yayı ile
okunu getirdiler. Bir atışta yüzüğü parçaladı. Bütün Oğuz Beyleri buna sevinip,
gülüştüler. Oğuz Hanı “Dile benden ne dilersen” diye buyurdu. “Karnımı doyurmak
isterim” dedi. Han dedi ki: “Bir günlük beyliğim, onun ol? sun.” Öyle oldu.
Bamsı Beyrek, yemek yedi, sonra sofraları, kazanları tekmeledi. Ardından
kızların yanına gitti. Orda oyunlar oynandı en sonunda, Banu Çiçek Bamsı
Beyrek’i tanıdı. Babasına koşup müjdeyi verdiler. Gözleri kör olmuştu.
“Parmağını kanatsın, gözüme sürsün, oğlum ise gözüm açılır” dedi. Öyle yaptılar,
gözleri açıldı. Yartaçuk bunu haber alınca kaçtı. Bamsı Beyrek peşine düştü,
yakaladı. Aman dileyince bıraktı. Yiğitleri ile birlikte Bayburt Hisarı’na
yollandılar. Cümle Oğuz Beyleri ardından devam ettiler. Yaman savaş oldu.
Bayburt Hisarı zapt edildi…
Beyrek, Bayburt Hisan’nın kızını aldı, gelin getirdi. Kırk gün kırk gece düğün
yaptılar.
Dedem Korkut geldi. “Bu Oğuz Destanı Bamsı Beyrek’in olsun” dedi.
Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in Tutsak Olduğu Boyu Anlatır:
Kazan Bey, bir gün bir şölen tertip etti. Doksan üç bin Oğuz
yiğidi, kızı, kadım toplandı. Kazan Bey, sağma baktı güldü, soluna baktı güldü,
karşısına baktı ağladı. Çünkü karşısında, yaşı on altı olmasına rağmen, halen
yiğitliğini ispatlamamış olan oğlu duruyordu. Oğlu bu duruma çok üzüldü.
Babasına, “Ne dedin de yapmadım?” dedi. Kazan Bey “Madem öyle” deyip, yanına
oğlunu ve üç yüz kızanını da alıp ava çıktı. Meğer av bölgesinde casuslar
varmış. Kara Tatyan Kalesi Tekfuruna haber verdiler. On altı bin askeri ile,
bizim üç yüz yiğide saldırdılar. Kazan Han, oğlunu savaştan ırak tutmuş idi.
Lakin, Uruz oğlan ve kırk arkadaşı, kâfire bir ucundan saldırıp, yaman savaş
verdiler. Ancak, Uruz esir düştü. Babasının bundan haberi yoktu. Evine döndü.
Hanımı baktı oğlu Uruz yok, başladı ağıda… Kazan Han da deliye döndü.
Yiğitlerini alıp, hızla av yerine vardı. Baktı ki yaman savaş olmuş, oğlunun
cesedi yok. Anladı ki tutsak düşmüş. İzleri takip etti.
Kâfirler Kanlı Kara Dervent’te konaklamış, eğleniyorlardı. Kazan Bey varınca
fark ettiler. Oğlan dedi, “Elimi kolumu çözün, babamla ben konuşayım.” Çözdüler.
Oğlan, geri dönmesi için babasına yalvardı. Babası kabul etmedi. Kâfire
saldırdı. Babası gözünden yaralandı, uçurumdan uçtu…
Hanımı Burla Hatun dayanamamış, yiğitler ile yola çıkmıştı. Oğuz Beyleri de
dayanamamış yola çıkmışlardı. Hepsi tekmil gâvurun üstüne vardılar. Yaman savaş
ettiler. Kâfirler helak oldu. Bütün malları Oğuz beylerinin eline geçti. Kazan
Han, ölmemiş yoldaşlarına katılmıştı. Hep birlikte Uruz’u kurtardılar.
Yurtlarına dönüp, güzel bir şölen ettiler. Dedem Korkut da oradaydı. Yine çaldı,
yine söyledi. Ne söylediyse, güzel söyledi…
Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Beyini Anlatır:
Oğuz’da bir Deli Dumrul vardı. Bir kuru çayın üzerine köprü yaptırmış, geçenden otuz üç akçe, geçmeyenden döve döve kırk akçe alır idi. “Var mı benden güçlüsü” diyerek de meydan okur idi. Bir gün köprünün yakınında bir genç öldü. Sahipleri “Azrail’in gencin canını aldığını” söylediler. Deli Dumrul Azrail’e meydan okudu. Bu Allah’ın gücüne gitti. Azrail’i, Deli Dumrul’a gönderdi. Deli Dumrul, kırk arkadaşıyla yemekte iken, Azrail gelip kıstırdı. Deli Dumrul şaşırdı. Azrail olduğunu anlayınca, kılıcını çekip saldırdı. Azrail bir güvercin oldu. O da atla peşine düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Dönerken, Azrail atını ürkütünce, yere kapaklandı. Başı, gözü yarıldı. Azrail gelip tepesine çöktü. Deli Dumrul şimdi gürlemiyor, hırıldıyordu. “Bre Azrail aman, Tan-rı’nın birliğine yoktur güman, canımı alma Azrail” diyerek af diledi. Azrail de “Benden af dileyeceğine, Allah’tan dile” dedi. Deli Dumrul da başladı “Allah’a yalvarmaya:
“Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Nice cahiller seni gökte arar, yerde ister
Sen kendin müminlerin gÖnlündesin Ölümsüz güçlü Tanrı,
Benim canımı alırsan sen al
Azrail’in almasına izin verme
Bu yalvarmalar Allah’a hoş geldi. Azrail’e dedi ki: “Bu deli
canı yerine can bulsun, hayatı bağışlansın.” Azrail bunu Deli Dumrul’a iletti.
Deli Dumrul, önce yaşlı ana ve babasına gidip, kendi canı yerine, canlarını
vermelerini istedi. Kabul etmediler. Vardı hanımının yanma, hanımı “Canım sana
feda olsun” deyince, Deli Dumrul, Allah’a yalvardı:
“Yüce Tanrt Ulu yollar üzerine İmaretler yaptırayım senin için Çıplak görürsem
giydireyim, senin için Alırsan ikimizin canım birlikte al, ‘
Bırakırsan ikimizin canım birlikte bırak İyiliği çok, güçlü Tanrı.”
Tanrı, Azrail’e Deli Dumrul’un anasının ve babasının canını almasını, Deli
Dumrul ile eşine de yüz kırk yıl ömür verdiğini söyledi.
Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı, ne de güzel söyledi.
Kanlı Koca Oğlu Kan Turah Boyunu Anlatır:
Oğuz zamanında, Kanlı Koca isminde bir gürbüz er; onun da,
Kan Turah isimli yiğit bir oğlu vardı. Oğluna, “Gel seni evlendireyim” dedi.
Oğlu, iyi de, “Benden hızlı, benden nişancı, benden kuvvetli bir kız isterim”
deyince, babası, “Oğlum sen kız istemiyor, yavuz bir yiğit istiyorsun” diye
cevap verdi. Kan Turah çıktı kız aramaya. Koca Oğuz illerini gezdi, bir tane
dahi İstediği gibi bulamadı.
Trabzon Tekfurunun tam da böyle bir kızı vardı. Lakin, kızı almak için üç tane
canavarı haklamak lâzımdı. Nice gençler, diğer canavarların yüzünü dahi
görmeden, birincisi tarafından haklanmış, kelleleri kale duvarına asılmış idi.
Kan Turah, “Ben bu canavarları öldürür, bu kızı da alırım” diyerek babasından
izin istedi. Babası, oğlu vazgeçsin diye çok diller döktü. Amma ne mümkün?
Çaresiz razı olup, şans diledi.
Kara Turah, kırk yiğit yoldaşı İle Trabzon iline vardı. Tek-fur’un adamları
beylerine haber verdiler. Bey onları çağırtıp, ağırladı. Kan Turah, “Ne için
geldiniz” sualine, “Allanın emri ile kızınızı almaya gelmişim” diye cevap verdi.
Tekfur, Kan Turalı’nın soyunmasını söyledi. Vücudu ve yüzü çok güzeldi.
Tekfur’un kızı Selcan uzaktan gördü, vuruldu. “Keşke babam razı olsa da şu
oğlana varsam” dedi.
Ortaya Kara Boğa canavarını getirdiler. Bunu gören Kan Turah yoldaşları
ağlaştılar. Kan Turalı “Ne ağlaşırsınız, verin gürzümü” deyip, Boğa ile kavgaya
tutuştu. Nice boğuşmadan sonra, Boğayı yere çaldı. Kafasını kesti, derisini
yüzdü, getirip Tekfur’un önüne koydu. >
Bu sefer, karşısına bir aslan çıkardılar. Onun da hakkından geldi… Yetmedi,
canavar deveyi üzerine saldılar. Kan Turah onu da yendi… Tekfur, “Bu yiğidi çok
sevdim, kızımı da verdim” dedi. Ateşler yakıldı, yemekler yapıldı, Kan Turah ile
kız gerdeğe konuldu. Kan Turah, “Anamın babamın elini öpmeden gerdeğe giremem”
deyip, atma atladı ve baba yurduna geldi.
“Babama haber salın, yiğit oğlu geldi” diye ünleyip, beklemeye başladı. Bu arada
Tekfur’un kızı, kılıç kuşanıp yiğidinin peşine düşmüştü. Tekfur’un kendisi de
kızını vermekten caymış, altı yüz askeri ile o da, oğlanın peşine düşmüştü.
Gelip Kan Turalı yorgunluktan uykuda idi. Kız babasının adamlarından önce
yanına vardı. Tekfur’un adamları gelip, etraflarını sarınca, yiğidini
uyandırdı. Birlikte savaştılar. Selcan Hanım, epeyce düşman hakladı. Döndü
geldi, Kan Turalı yok. Bu sırada, Kanlı Koca ve hanımı, savaş yerine
varmışlardı. Baktılar oğlan yok, bir yiğit kız var. Kız, onların kim olduğunu
anladı. Hep beraber yürüdüler.
Kız baktı, ilerde bir kavga var. Anladı ki Kan Turalı oradadır. Kavganın üstüne
vardı, düşmanı önüne kattı. Düşman neye uğradığını şaşırdı. Kan Turalı ile
Selcan Kız böylece bir kere daha kavuştular… Beraber, Kanlı Koca’nın yanına
vardılar…
Toylar edildi, düğünler yapıldı. Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı,
güzel sözler söyledi.
Kazılık Koca Oğlu Yiğenek Boyunu Anlatır:
Bayındır Han’ın veziri Kazılık Koca, Bayındır Han’dan,
sefere çıkması için izin istedi. Han izin verdi. Kazılık Koca ve adamları,
günler geceler boyu yol gittiler. Karadeniz kıyısında Düzmürd Kalesi’ne
vardılar. Bu kalenin tekfuru çok yaman biri idi. Kalesinden çıkıp, Kazılık
Koca’yı gürzü İle tepeleyip, esir aldı. Aradan on altı yıl geçti.
Kazılık Koca’mn sefere çıktığı vakit, bir yaşında bir oğlu vardı. Yaşı on
altısına gelince, tesadüfen babasının tutsak olduğunu öğrendi. Bayındır Han’ın
huzuruna varıp, babasını kurtarmak için, izin ve asker istedi. Bayındır Han,
beyleri topladı. Birkaçına görev verdi. Beyler ve oğul, amcası Emen de dahil,
hep birlikte Düzmürd Kalesi’nin dibine kadar varıp konakladılar. Tekfur
kalesinden çıktı, teke tek kavga istedi. Yirmi dört Oğuz Beyi sıra ile
Tekfur’un karşısında yenik düştüler. En son Yiğenek oğlan, Tekfur ile kapıştı.
Allah’ın izni ile Tekfuru yendi. Babası serbest kaldı. Baba-oğul, sarılıp
koklaştılar. Kaleyi ele geçirip, Bayındır Han’ın mülküne kattılar.
Dedem Korkut geldi, destanı söyledi. Bu destan oğul Yiğenek’in olsun dedi.
Basat’m Tepegöz’ü Öldürdüğü Boyu Anlatır:
Bir gün Oğuz üzerine düşmanlar gelip, bir karışıklık yaratıp
kaçtılar. Bu esnada, Aruz Koca’mn yere düşen oğlunu, bir aslan-cık kapıp kendi
yuvasına götürdü. Aradan yıllar geçti. Aslana benzer bir adam, kürekli Oğuz
atlarına saldırıyordu. Aruz Koca anladı ki bu oğludur. Oğlanı tutup getirdiler.
Yedirdiler, içirdiler, lakin durmayıp kaçtı. Kaç defa getirdilerse, o kadar
kaçtı. En son Dedem Korkut konuştu, adını da Başat koydu. Başat, kaçmaktan
vazgeçti.
Bir gün Oğuz yaylaya göçtü. Yaylada, bir çoban bir peri kızı ile yattı. Bir yıl
sonra, peri kızı getirip oraya bir paket bıraktı. Paket, vurdukça büyüdü.
İçinden bir gözü tepesinde olan bir yaratık çıktı. Aruz Koca, Bayındır Han’a
dedi ki, “Han’ım, ver bunu benim Başatla beraber büyüteyim” Han izin verince,
alıp evine getirdi. Bir süt anne tuttular. Üç emmede, canını aldı. Kaç dadı
getirdilerse eme eme öldürdü. Neticede sütle beslemeye karar verdiler. Ancak,
günde bir kazan süt yetmiyordu. Büyüdükçe, ele avuca sığmaz bir yaramaz oldu.
Bütün oba elinden yaka silkti.
Aruz Koca, onu evden kovdu. Anası, gelip Tepegöz’ün
parmağına bir yüzük taktı. Bundan sonra onu kılıç kesmeyecek, ok batmayacaktı.
Tepegöz eşkiyalığa başladı. Üstüne nice savaşçılar vardı, baş edemediler. Cümle
Oğuz ilini haraca bağladı. Her kapıdan hizmetçi aldı. Sıra Basat’a geldi.
Babasının, anasının elini öpüp, helal-leşti. Tepegöz’ün yakınına gelince, birkaç
ok attı, çarptı kırıldı. Tepegöz farkına varıp, Basat’ı tuttuğu gibi, çizmesinin
içine koydu. Sonra da uyudu. Başat, baktı sadece gözünde et var. Kızgın şişi et
olan yere soktu. Tepegöz’den bir ses çıktı ki yerler, gökler inledi. Başat
kaçtı, Tepegöz peşine düştü. Bir ağıla girdi, koyun kılığına girip kaçtı.
Tepegöz ne yaptıysa, Başat ile başa çıkamadı. En sonunda, Başat Tepegöz’ün kendi
kılıcıyla boynunu vurdu. Cümle Oğuz Basat’ı takdir etti. Dedem Korkut da gelip
boy boyladı, soy soyladı, Başat için güzel sözler söyledi.
Begil Oğlu Emrenin Boyunu Anlatır:
Bayındır Han yine otağını kurdurmuş, gelen hediyeleri alır
idi. Ancak, çok üzüntülüydü. Soranlara, “Hediyeler az, ben şimdi bu beylere ne
vereceğim” dedi. Gürcistan haracı olan bir at, bir kılıç ve bir çomağı, Begil
Beye verip, onu sınır kumandanlığına atadı. Begil bu görevi çok iyi yaptı.
Bayındır Han onu onurlandırdı.
Bîr gün, Begil Bey ava çıktı. Vurduğu bir geyiğin peşinden giderken, ayağı
kırıldı. O halde, güç bela obasına vardı. Çok geçmeden, kırılan ayağı bütün
obanın dilindeydi… Begil’in elinden bizar olan düşmanlar, bunu fırsat bilip,
Begil’in obasına saldın hazırlığına giriştiler. Begil’in bundan haberi olunca,
derin üzüntüye kapıldı. Babasının bu halini gören oğlu, durumu öğrenince, “Ben
nasıl bir evlat olayım da, babamın yerine savaşmayayım” diyerek, babasının atına
bindi, kılıcını kuşandı, yayını taktı…
Kâfirler Begil Bey’in atını tanıyorlardı. Binicisinin de onun oğlu olduğunu
öğrendiler. Üzerine vardılar. Oğlan kavgada yenildi. Allah’a yalvardı. Allah
Cebrail’e, “Bu kuluma kırk yiğidin gücünü verdim” dedi. Bu sefer, oğlan kâfiri
yerden yere vurdu. Kâfir, Begil’in dinini kabul etti.
Babası oğluna, karşı kara dağdan yayla, at sürüsünden oldu. Dedem Korkut geldi,
bu Oğuzname’yi söyledi. Adı “Begü Oğlu Ermen olsun” dedi.
Usun Koca Oğlu Segrek Boyunu Anlatır:
Oğuz devrinde iki oğlu olan, Usun Koca İsimli bir beg vardı.
Bir oğlunun adı Egrek idi. Hiç cenk etmemişti. Bu yüzden kınıyorlardı. Bir gün
cenk etmeye karar kıldı. Adamları ile birlikte kâfir üstüne yürüdü. Şirigüven
illerinden GÖkçedeniz’e kadar yağmaladı. Bolca ganimet dağıttı. Kâfirler boş
durmadılar. Bir gece baskın edip, Egrek’i esir aldılar.
Egrek’in Segrek isimli bir kardeşi vardı. Ağabeyinin tutsak olduğunu duyunca,
“bana durmak haram” dedi. Anası yalvardı olmadı, babası öğütledi durmadı. En
sonunda, ayağı bağlansın diye evlendirdiler. Gerdek gecesi hanımı ile arasına
kılıcı koydu, elini sürmedi. “Ağabeyimin yüzünü görmeyince, ölmüşse intikamım
alma-yınca, gerdek bana haram”, dedi. “Bir yıl beni bekle, gelmezsem kime
istersen ona var” deyip, babasının anasının elini öpüp, yola düştü…
Yolda kâfirin çobanlarını vurup, sürüsüne el koydu. Kâfirin başına haber
verdiler. Atmış adamı ile oğlanın üstüne geldi. Oğ-lan uyuyordu ama atı onu
uyandırdı. Oğlan kalkıp kâfirin üzerine yürüdü, onları yendi. Arkadan yüz kişi
ile gelip saldırdılar, oğlan yine onları yendi. Baktılar çare yok, kardeşi
Egrek’i zindandan çıkarıp, emrine üç yüz adam verip kardeşinin üzerine saldılar.
Segrek yine uyuyordu. Egrek yanına kadar vardı. Baktı baş ucunda kopuzu var.
Kopuzu aldı ve çalıp söylemeye başladı. Segrek uyanıp, elini kılıcına attı.
“Dedem Korkut ve abım Egrek hakkı için, kopuz çalmasayâın seni Öldürürdüm”
deyip, kopuzu elinden aldı. Karşılıklı söyleşmeye başlayınca, kardeş olduklarını
anladılar. Sarılıp kucaklaştılar, öpüşüp koklaştılar.
İki kardeş bir olup, kâfire yaman saldırdılar. Önüne katıp kovaladılar. Sürüsünü
ele geçirip, alıp Oğuz iline getirdiler. Baba ocağı, bayram yerine döndü.
Egrek’e de bir kız alıp, çifte düğün, çifte gerdek ettiler.
Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı. Bu hikâyeyi aynen böyle söyledi.
Salur Kazan’ın Tutsak Olup Oğlu Uruz’u Çıkardığı Boyu Anlatır:
Kazan Han, Trabzon Tekfuru’nun kendisine gönderdiği şahin
ile avlanmak için emir verdi, hazırlıklar yapıldı, ava çıkıldı. Şahini saldılar.
Peşinden de atları İle gittiler. Şahin düşman sınırlarına girmişti, bizimkiler
de girdiler. Nihayet bir yerde konaklayıp, uyudular. Baskın oldu. Kâfirler
Kazan’m yirmi beş erini şehit edip, Kazan Bey’i de tutukladılar.
Bir kuyuya attılar.
Bir gün gelip, “Bizi öv, seni serbest bırakalım” dediler. “Oğuz erenleri
dururken, sizi övmem” dedi. Öldürmeye cesaret edemeyip, yeniden bir domuz
ahırına hapsettiler. Kimse izini bulamadı…
Aradan yıllar geçti. Oğulcuğu Uruz büyüdü, delikanlı oldu. Lakin, Bayındır Han’ı
babası sanıyordu. Bir gün, adamın biri ona laf atarak “Senin baban Kazan
Han’dır, o da Tuman Kalesi’nde hapistir” deyince gerçeği, sorup Öğrendi. Tabii
ki, yerinde duramaz oldu. Oğuz beyleri de birlik oldular, hep beraber Tuman
Kalesi’ne doğru yola çıktılar. Yalnız, savaşçı değil, tüccar kılığındaydılar.
Yol üzerinde bir kaleyi zapt ettiler. Düşman ayaklandı. Tekfur’un başkanlığında
toplandılar. Çare olarak Kazan Han’ı zindandan çıkarıp, hasımlarının üzerine
saldırtmada karar kıldılar. Varıp Kazan Han’a, “Üstümüze bir düşman geldi,
bunların hakkından ancak sen gelirsin” deyip, güzelce tam teçhizat
silahlandırdılar.
Kazan Han meydana çıktı. Baktı Oğuz beyleri gelmiş, savaşmak için sıra sıra
dizilmişler. Gelenler Kazan Han’ı tanımadılar. Sıra ile, karşısına çıkan Oğuz
beylerini usulünce, canlarını fazla yakmadan yendi. ” s -t- , V ‘ ‘”‘;’ -
En sonunda oğlu Uruz, babasına hücum etti. Yaman vurup, omzundan yaraladı. Bir
daha vuracaktı ki, babası “Oğlum, ben senin babanım” dedi. Uruz o an attan indi,
babasının elini öptü. Cümle Oğuz beyleri sıra ile Kazan Han’ın elini öptüler.
Sonra hep birlikte kâfire saldırıp, kalesini zapt ettiler…
Obalarına döndüklerinde, yedi gün yedi gece, düğün ettiler, toy ettiler. Dedem
Korkut geldi, o da düğüne katıldı…
Dış Oğuz’un İç Oğuz’a Asi Olup, Beyrek’in Öldüğü Boyu Anlatır:
Üç ok ile Boz ok toplandığı zamanlar, Kazan Han evini yağ-malahrdı.
..Yine bir yağmalattırma sonrası Dış Oğuz beylerinden Aruz Emen ve Kalan Beyler
“Biz niye katılmadık” deyi Kazan Han’a düşman oldular. Kendileri yetmezmiş gibi,
Beyrek’i de çağırıp, aralarına katılmasını istediler. Beyrek “Ben Kazan Han’ın
çok ekmeğini yemişim, ona düşman olamam” deyince, saldırıp tepelediler…
Beyrek’in ana, babasına ölüm haberi gidince deli divane oldular. Kazan Han
duyunca, yedi gün ağladı, odasından çıkmadı. Sonra, hep birlikte hazırlanıp Dış
Oğuz’a harbe gittiler.
Dış Oğuz’un başı Aruz Bey ile Kazan Han kapıştılar. Kazan Han, Aruz Bey’i
öldürdü. Bunun üzerine bütün Dış Oğuz Beyleri, Kazan Han önünde diz çöküp
yeniden biat ettiler, af dilediler. Kazan Han cümlesini affetti…
Kazanlar kuruldu, şölenler edildi. Dedem Korkut geldi, sazlar çaldı, türküler
söyledi